Ömer Gündüz – Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme 4. Sınıf

Benden DAS-Akademie hakkında birşeyler yazmam istendiğinde ilk önce dumur olmuştum.”Yav ne yazılabilir bir kurs hakkında” diye aklımdan geçirdim.sonra iki satır da olsa bişeyler karalamak lazım dedim. Üçüncü sınıfa başladığım ilk günlerdi.”Bu sene sırtımda kambur gibi taşıdığım ataleti atacağım,” dedim kendi kendime. Ne yapmalı ne etmeli derken kafada bir ampul belirdi. Dil öğrensene oğlum diyordu sağduyum. Üniversite hayatının sonuna yaklaşmışlığın tutuşmuşluğuyla bir dil daha öğrenmiş olma düşüncesinin hayali ve artistliğinin ötesinde bana neler kazandırabileceği fikri harman olunca karar vermiştim. Almanca öğrenecektim. Öğrenecektim de nerede? Araştırdım bir kaç yerde. Malum iki yere uğradım bilgi alabilmek için. Ama karşımda duvarlarla karşılaşınca ümidim ve şevkim kırılmıştı. Bu duvarlar öyle bildiğiniz duvarlardan değil. Masa başında oturuyo bunlar. Ayrıca hem bilgisayar kullanabiliyor hem konuşabiliyorlardı da. Ne sorduysam duvara yakışır soğuk cevaplar alıyordum. Çöpe atılacak kuruşum dahi yoktu. Bir de DAS varmış oraya gideyim dedim. Sadece gitmemiş olmamak için ve gittim iyi de etmişim doğrusu. Kapıdan girer girmez bir sıcaklık, bir güleryüz… Sanki on senedir tanışıyoruz. Adamlar aşmış abi. Girişte knock-out oluyosun zaten. Sıkıyorsa kayıt olma bu tatlı dil karşısında:) Bir kaç kırtasiye işinden sonra hemen kayıt oldum. Derslere dörder beşer kişiyle giriyorduk. Sınıflar dar olduğundan falan değil. Sonradan öğrendik Nezih Bey’in hizmet anlayışıymış. Güzel bi anlayış doğrusu.. Ben sofraya bile bundan daha kalabalık oturmaktan hoşlanan birisi olarak biraz şaşırmıştım. Arkadaşlarla kaynaşmamız uzun sürmedi. Bir hocamız da vardı ki dünya tatlısı. Tuğba Hoca. Hemşehrim benim. Sanki ders anlatmıyor,oyun oynuyor. Dersler müthiş eğlenceli. Canım sıkkın gitsem bile moralim düzelmiş bir şekilde ayrılıyordum kurstan. 1,2,3,4 derken şaka maka 5. kur olmuştuk. Hocamızla yollarımız ayrıldı. Öğrendik ki çömlere hoca olmuş. Üç-beş kur atladık ya havamızı atalım biraz:)) 6.kura başladık. Fakat o da ne. Şeker mi şeker bir hoca daha: Nural Hoca. Dersler öyle komik gidiyordu ki gülmekten karın ağrısı çektiğim günler çoktur. Biz çat pat Almancamızla, hocamız çat pat Türkçesiyle gayet güzel anlaşıyorduk. Nural Hoca’nın da işini ne kadar severek yaptığı derslerdeki heyecanından okunuyordu. Kursa alıştıkça farkettim. Burda çalışan herkescikler birbirinden sevimli, birbirinden güzel insanlardı. Ne yalan söyleyeyim. Müdür olsam,böyle özverili astlarımın olmasını isterdim doğrusu ve onları elde tutmanın yollarını arardım. Böylece ilgililerin de dikkatini çekmiş olalım:)) Uzun lafın kısası, sıradan bir kurs kendileri hakkında öğrencilerinin iyi kötü bu kadar zırvalamasını sağlıyorsa o kurs sıradan bir kurs değil, DAS’ tır. Bana bir dil daha kazandırdığınız için hepinize sonsuz teşekkürler. Hepinizi seviyorum. Sözlerime üstad Bach’ın şu manidar dizeleriyle son vermek istiyorum: der,die,DAS was,was,was???:))))))) bu arada: Meltem Hocam kitap gene gecikcek.okumadığımdan değil,gelemiyom:) Saygılar….